1 Kasım 2014 Cumartesi

Dünyanın Lanetlileri




Jean Paul Sartre, Batı uygarlığının sömürgeci tutumunu eleştirmek için bir manifesto yayınlamış ve “Hepimiz  Dünyanın Lanetlileriyiz!” demişti.


İçinde yetiştiğimiz İslam medeniyeti veya kültürel gücü nedeniyle sömürgecilerin en fazla  yarı-sömürge durumuna düşürebildiği Osmanlı Devletinden bakınca Sartre’ın ne demek istediğini tam anlamayamamıştım.


Sartre’ı anlamak için Batı sömürgeciliğinin dizginlerinden tamamen boşaldığı ülkeleri görmem gerekti.


Geçtiğimiz hafta Afrika’daydım. Mutlu insanların ülkesi, bireycilik yerine kolektifliğin vurgulandığı, huzurlu ve güvenli bir ülke olan Etyopya’da.


Aynı Etyopya, Birleşmiş Milletler Kalkınma Endeksinde 182 ülke arasında 167. sırada idi. Neredeyse hiç yeraltı ve üstü kaynağı yoktu.


100 milyonluk devasa bir nüfus, çok az devlet kapasitesi ve sanayileşme ile tıngır mıngır gidiyordu.


Etyopya’da bir yetimhane  ziyareti



İlgi alanım olan devlet korumasındaki çocuklara ilişkin zorlu trafiğin keşmekeşinde, mihmandarımın ehliyetini polise kaptırma pahasına bazı kurumları da ziyaret etme şansı buldum bu ziyaretimde.


Etyopya’daki çocuk evlerini işleten sivil toplum kuruluşları SOSEE ve SOS’u ziyaret ettim. Yöneticilerinden aldığım bilgiler iç karartıcıydı.


Etyopya’da 1 milyondan fazla yetim çocuk vardı. 600.000 AIDS’li çocuk bulunmaktaydı. Çocuk istismarı had safhadaydı.


Bu devasa ülkede yalnızca 1.621 koruyucu aile vardı. Devletin ise, koruma altındaki çocukların sayısını bile bildiklerinden emin değillerdi.


Sıra Çocukların Barındığı Merkezin İçini Gezmekte!


Çocukların kaldığı yerleri gezince ülkemizde koruma altındaki çocuklara ilişkin kurumlarımızın kapasitesinin ne kadar yüksek olduğunu gördüm. Türkiye çocuk politikasında bu ülkenin yanında uzay çağını yaşıyordu.


SOSEE’nin bir avuç idealist yöneticisi gezimiz sırasında 8 yıl önce Etyopya’da kıtlık olduğunu ve 500.000 insanın öldüğünü anlatıyordu o esnada.


Hemen her ülkede olduğu gibi, engelli bireylerin kurumlara terk edilme oranının yüksekliği ilk bakışta göze çarpıyordu.


Biz beyaz adamları görünce elleri beni al diye havaya kalkan küçük çocukları görünce yanımdaki mihmandar, “Aman hocam, Allah muhafaza hastalık falan bulaşır” diye beni uyarıyordu.


Bense çocuğu kucağıma alıp ona dönerek, dünyada bunca rezillik varken hasta olmuşum, ölmüşüm çok değil diyordum.


O çocuğu kucağıma aldığımda, kurumlardaki çocuklar üzerine tüm bildiklerimi unutuyordum.


Ülkemde bir kurumu ziyaret etsem, bir gönüllü ve ziyaretçi ilk gördüğü ve bir daha görmeyeceği bir çocuğu kucağına alsa, napıyorsun sen, çocuklara faydadan çok zarar veriyorsun diye söylemediğimi bırakmam ama gayrıihtiyari yapıyor işte insan.


Umut fakirin ekmeği, benimse düşüm!


Kurumdan çıkarken cebimdeki tüm parayı bu idealist sivil toplum kuruluşuna bağışladım.


Başkaları ah vah eder ve önüne bakar ya, hiç de öyle demeden, telefona sarıldım ve Koruncuk Vakfı İş Geliştirme Koordinatörü olan ve aynı zamanda Afrika’ya teknik destek veren bir sivil toplum kuruluşu SENDE GEL’in yöneticisi Kerim’e ulaştım:


“Abi, acilen uluslarasılaşmamız ve buralara gelmemiz lazım!”


Sartre’ı mezarında ters mi döndüreceğiz veya dünyanın lanetlisi beyaz adam olmaya devam mı edeceğiz zaman gösterecek?


Abdullah OSKAY
abdullah.oskay@hayatsende.org

(Not: https://docs.google.com/document/d/1MbjBTnc49o7f1dGYCxMT9ZWGihuFuYDAbul4I__SZS8/edit sayfasından alınmıştır.)

30 Ekim 2014 Perşembe

GENÇLİK ÇALIŞMALARI: AMA NASIL?

Gençlik çalışmaları denilince herkesin aklına üniversite öğrencileri geliyor. Spesifik sorunları olan roman gençleri, madde bağımlısı gençler, vicdani retçi gençler, cinsel yönelimi farklı gençler, hapishanelerdeki özgürlüğünden yoksun gençler, devlet korumasından hayata atılan gençler gibi gençler akla gelmiyor.

Dahası gençlik politikalarını belirleyen devletin de aklında içkin olarak gençlik eşittir üniversite öğrencisi diye bir kalıp var.

Ne de olsa geleceğin potansiyel elitlerini tavlarsak, adımız yürür, toplumda meşruiyetimiz daha hızlı yayılır gibi bir algıyla hareket ediliyor herhalde.

Peki gençlik gerçekten bu gruptan mı ibaret?

Elbette ki hayır! Birçok genç eğitim sisteminin dışında. Örgün eğitim ortalaması ülkemizde hala 7,6 yıl mesela.

Birçok genç de marjinalize olmuş durumda. Umutsuzluk, karamsarlık gençlerin ata sporu gibi.

İşsizlik gençler arasında çok yaygın.

Neredeyse ülke gençliğinin tamamı Ulusal Ajansın hareketlilik projelerini çıkarın yurtdışına çıkabilecek bütçeye sahip değil.

Genç girişimciliği de istenen seviyede değil. Girişimcilik ekosisteminde gençlik yok addediliyor. Addedilmese bile sadece “teknogirişimci” gençlik destekleniyor.

Kısacası gençlik sadece bu gruptan ibaret değil!

Spesifik bir gençlik grubuyla devam edelim mi: Devlet korumasında yetişen gençler!

Evet. Ülkemizde devlet korumasında yetişen gençler var. Ve de 18 yaşında eğitimlerine devam etmiyorsa yurttan ayrılan gençler.

Toplumumuzun acıma temelli yaklaşmasından mı yoksa soyut düşünememesinden mi kaynaklı ne, çocukken acınan, çokça merak edilen yaşamlara sahip, ayrımcılığı ve sosyal dışlanmayı hayatlarının her anında iliklerine kadar hisseden bir grup.

Dahası gençken de korkulan ve unutulan bir grup.

Halbuki, uluslararası istatistiklere göre kurumlardan ayrılan gençlerin yüzde 15’i fuhuşa sürükleniyor, yüzde 20’si suça sürükleniyor, yüzde 10’u da canına kıyıyor.

Ve bu umutsuz istatistiklere rağmen, umut da yeşermiyor değil hani!

Hayat Sende Gençlik Akademisi var mesela devlet korumasında yetişen çocuk ve gençler için çalışan, benim de yöneticisi olduğum bir gençlik STK’sı.

Bu sitenin mimarı Ahmet Kurnaz’ın da yönetiminde olduğu, farkındalığını, aktif vatandaşlığını, girişimciliğini geliştirdiği, dünyayı tanıdığı, değişimin parçası olmaya ant içtiği bir yer, bir sosyal girişim fidanlığı.

Evet, gençlik çalışmalarında sorun var. Gençlikle ilgili kamu politikalarında sorun var. Ve gençlik dediğimizde aklımıza o kadar çok sorun alanı geliyor ki, saymakla bitmez.

Ama elbette sorun varsa, umut var. Umutsa herkesten fazla gençlikte var.

Tıpkı gençliğin sesini daha fazla duyurmak isteyen GençBlog gibi girişimlerde olduğu gibi.

GençBlog’un da Proje Panosu'nun da yolu açık, gücü bol olsun!

Abdullah OSKAY

Not: http://www.projepanosu.com/yazar/abdullah-oskay/genclik-calismalari:-ama-nasil/14.html sayfasından alınmıştır.

16 Ekim 2014 Perşembe

Koruyucu Ailedeki Çocuklar İçin Dinlerarası Bir Çaba*


Devlet bir çocuğun dinini zorla değiştirebilir mi? Koruma altına alınan çocukların dinleriyle ilgili fikrimi belirttiğim bir yazım, New Jersey’de önemli bir kanunun çıkmasına neden oldu.
Konuyla ilgili yazdığım köşe yazısı, oğullarının kendilerinden alınıp Hristiyan bir aileye verilip,  zorla dininin değiştirildiği ve adının Abdulrahman iken Joshua olduğu, Müslüman bir anne-babayla yaptığım iç burkan bir röportajın neticesiydi. Öyle ki, aile daha ebeveyn haklarından feragat etmeden, din değiştirme süreci ailenin tüm acı itirazlarına rağmen sürdürülmüştü.
Devletin gözetiminde bir çocuğun bu şekilde din değiştirme sürecine tabii tutulması kasıtlı bir ihmaldir. Dahası, mevcut kanunlarımız bir çocuğa dinin sağlayacağı güven ve emniyeti, dolayısıyla da çocuğun özsaygısının gelişmesini ve değer duygusunu sağlayamıyor. Bu yönüyle devlet, koruma altındaki çocukların travma ve endişeye maruz kalmasına sebep olduğundan suça iştirak etmekte.

Biyolojik ailelere kendi çocuklarının inancını seçme ve bunu sürdürme hakkı tanınmalı.
Sorun, çocuk bakımı kanunlarının hem yanlış algılanması hem de yanlış uygulanması. Halbuki, New Jersey çocuk bakımı kanunlarında yapılacak bir değişiklikle, biyolojik ailelere kendi çocuklarının inancını seçme ve bunu sürdürme hakkı tanınmalı. Aksi takdirde, doğal olan bu hakkın kullanımı devlet aracılığıyla hükümsüz kılınmış olacaktır. Bizler artık çocukların, koruyucu ebeveynlerine sırf tabiatın gereği olduğu için fiziksel, ahlaki ve ruhsal olarak bağlılar diye kendi inançlarını seçme haklarının olduğunu kabul etmemeliyiz.
“Beni dikkate alarak dinleyenler için kendimi izah etmede hiçbir çaba harcamadım.”

Passaic County İslam Merkezi ruhani lideri Imam Mohammad Qatanani’nin iyi niyetli bu sözü, Passaic Vilayeti Meclis Üyesi Gary Schaer ile oldukça iyi ilişkilere sahip olmasını sağladı. Meclis Üyesi Schaer ile birçok uzun tartışmalarda bulunduk. Yapılan işbirliği ile hazırlanan tasarının neredeyse sonuna gelindi. Bu tasarı kabul edilirse bir çocuğun sahip olduğu inancın devamı sağlanmış olacak. Daha da önemlisi, hukuki bir emsal niteliği taşımış olacak. Tasarı, ebeveynin veya yasal vasinin yapacağı yazılı bir açıklamayla çocuğun mahkeme tarafından çok dinli bir ortamda yerleştirilmesini sağlayacak.
Eyalet başkanı Christie tasarıyı kanuna çevirmeden önce, bu tasarının New Jersey Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor. Bu tasarı yakında benzer kanun tasarılarıyla birlikte NJ Senatosunda yer alacak. Senatör Tony Bucco resmi olarak gelecek yıl senatoda bu ve buna benzer tasarılara sponsor olacağını kabul ettiği için çok heyecanlıyız. Ayrıca diğer meclis üyeleri ve senatörler de bu tarz tasarılara sponsor olmak için hazır olduklarını belirttiler.

Bu tasarı, hiçbir dine taraf olmayan ve herhangi bir inanca sahip çocukları kapsayan bir tasarıdır.
Şunu da belirtmek de fayda var ki, önemli bir Yahudi ajansı olan Ohel Çocuk Evi ve Aile Hizmetleri A.Ş. de taşın altına elini koyup bu konuda yardımda bulunuyor. Ayrıca birkaç farklı etnik ve dini grup da bu konudaki çabalarımıza destek vermek için bizlere katıldı. Bu tasarı, hiçbir dine taraf olmayan ve herhangi bir inanca sahip çocukları kapsayan bir tasarıdır. Ayrıca, Amerikan İslam İşleri Konseyi Başkanı Cair NJ de bu girişimin baştan beri önemli bir destekçisidir.

Beklenen bu kanun maalesef geçmişe dönük olmayacak ve hikayesiyle beni derinden sarsan Abdulrahman’ın kaderini değiştirmeyecek. Fakat umuyorum ki, bu kanunla buna benzer durumlarla karşılaşacak olan diğer çocukların ve ailelerin acıları önlenecektir.
Tüm bu çabalar özellikle bu yaz tatili sürecinde benim için bir kayıp değil. Oy verdiğiniz her iki partiden politikacılar, vatandaşlarının yararı için mevcut yasaların değiştirilmesi konusunda gönülden desteklerini ortaya koydular. İşte bir Müslüman’a bir Yahudi’nin uzanan yardım elini ve bir Hristiyanın da elinden gelen tüm çabasıyla desteğini görüyorsunuz. Üstelik hepsi de bu küçük kardeşimiz için çabalayan Birleşik Devletler vatandaşı. Bu tarz durumlar Amerika’ya olan inancımın devamını sağlıyor.
*Dr. Aref Assaf, Amerikan İslami İlişkiler Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi ve Amerikan Forumun Başkanıdır.
(Bu yazı, Hayat Sende Gönüllüsü Mesut Salkın tarafından aşağıdaki linkten çevrilmiştir. http://blog.nj.com/dr_aref_assaf/2011/12/an_interfaith_effort_to_protect_foster_care_children.html )