31 Temmuz 2014 Perşembe

Yetiştirme Yurtlarının Kapatılmasına ilişkin On Prensip

Çocukların kurumlarda bakılması modelinden topluma dayalı bakım modeline geçiş konusundaki en iyi uygulamalar dikkate alınarak Başkanlığı Lumos tarafından yapılan bir AB geçici grubunca bir dizi Ortak Temel Prensip belirlenmiştir.

1. Çocukların haklarına saygı gösterilmesi ve karar alma süreçlerine dahil edilmeleri: Çocuklar (ve aileleri) geçiş sürecinde tamamen paydaş olarak yer almalıdırlar. Çocuklar (ve aileleri), aldıkları toplumsal hizmetlerin geliştirilmesinde, bu hizmetlerin verilmesinde ve değerlendirilmesinde aktif olarak yer almalı ve bu hususlarda fikirlerine başvurulmalıdır.  Çocuklara gerekli bilgiler yaşlarına uygun düzeyde anlayabilecekleri şekilde verilmelidir. Gerek duyulduğu takdirde çocuklar, yine çocukların kendi seçtikleri bir birey aracılığıyla karar alma aşamasında desteklenmelidir. Her bir bireyin kendine özel ihtiyaç ve gereksinimlerine saygı gösterilmelidir. Çocukların yerleştirilmesi, çocuğun en fazla yararına olacak şekilde gerçekleştirilmelidir.

2. Yetiştirme yurtlarının önünün alınması: Çocukların yetiştirme yurtlarına yerleştirilmesinin önlenmesi için gerekli adımlar atılmalıdır. Ailelerin ve çocukların yetiştirilmesinden sorumlu resmi görevlilerin desteklenmesi ve aynı zamanda toplumların kapsayıcı kapasitelerinin geliştirilmesi için bütünsel yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır.

3. Topluma dayalı hizmetlerin oluşturulması: Yetiştirme yurtlarının yerini almak üzere toplumda yararlanılmaya hazır ve düşük maliyetli kaliteli bir dizi hizmetlerin oluşturulması gereklidir.  Söz konusu hizmetler, öncelikle bu hizmetlerden yararlanacak kişilerin ihtiyaç ve kişisel tercihleri dikkate alınarak planlanmalı ve aile ve çocukların yetiştirilmesinden sorumlu resmi olmayan görevliler açısından destekleyici nitelikte olmalıdır.  Topluma dayalı bu hizmetlerin amacı, yetiştirme yurtlarına yeni çocukların alınmasını önlemek, halihazırda yetiştirme yurtlarında bulunan çocukların yerleştirilmelerini sağlamak ve aynı zamanda toplumu oluşturan ancak yeterli desteğe sahip olmayan insanlara (ve ailelerine) fayda sağlamaktır.

4. Yetiştirme yurtlarının kapatılması: Bu süreç, mümkün olduğu takdirde, pilot projelerle başlatılmalıdır. Planlama, her bir çocuk için ayrı bir planının hazırlanmasını ve toplumda çalışma arzusunda olan personelin eğitim gereksinimlerinin değerlendirilmesini içermelidir. Yaşam alanlarının değiştirilmesinden kaynaklanabilecek travma riskini asgariye düşürmek için her bir çocuk için gerekli hazırlık yapılmalıdır. Yetiştirme yurtları, bu kurumlarda uygun olmayan koşullarda bakılmaya devam eden çocuklar kalmayacak şekilde kapatılmalıdır. Özel desteğe ihtiyaç duyan çocuklara öncelik verilmelidir (örneğin, bebekler, engelli çocuklar ile kötü fiziksel koşullara sahip kurumlarda ve/veya istismar görülen kurumlarda kalan çocuklar gibi).

5. Yetiştirme yurtlarına yapılması düşünülen  yatırımların kısıtlanması:   Yetiştirme yurtlarının kapatılarak topluma dayalı bakıma geçiş süreci genel olarak uzun yıllar sürer.  Bu süreç sırasında, birçok çocuk uygun olmayan veya sağlıksız koşullarda yaşamak zorunda kalır. Bu nedenle, mevcut yetiştirme yurtlarında bazı yenileme çalışmalarına gerek duyulabilir. Ancak, söz konusu yenileme çalışmaları sınırlı düzeyde yatırımla gerçekleştirilmelidir.    Binalara yapılacak ciddi yatırımlar söz konusu kurumların daha sonra kapatılmalarını güçleştirecektir.

6. İnsan kaynaklarının geliştirilmesi: Ortaklığı, kucaklayıcı davranışları ve disiplinler arası yaklaşımı esas alan, topluma dayalı bakım için uygun yeteneklere sahip yeterli sayıda ve iyi eğitimli personele sahip olunması hayati derecede öneme sahiptir.  Bu nedenle, evvelce yetiştirme yurtlarında görev yapmış personelin yeniden eğitime tabi tutulması ve niteliklerinin geliştirilmesi gerekli olabilir. Toplumda çalışmak için eğitime tabi tutulabilecek söz konusu personelin de yeniden yerleştirilmesinin sağlanması, reform sürecinde karşılaşılabilecek direnci de azaltacaktır. Söz konusu hizmetlerden yararlanacak çocukların temsilcilerinin bahsekonu eğitimlerde eğitmen olarak görev alması tercih edilmektedir. Aynı zamanda koruyucu aile olacakların da bakım hizmetlerinin kalitesinin geliştirilmesini amaçlayan eğitim programlarına iştirak etmeleri sağlanmalıdır.

7. Kaynakların verimli kullanılması: Yetiştirme yurtlarına dayalı bakım sistemi bütçe, bina ve malzemeler için ciddi bir kaynak ihtiyacını beraberinde getirmektedir. Mümkün olduğu kadarınca ve çocukların yararına olacak şekilde, söz konusu kaynaklar mevcut yetiştirme yurtlarında yeni hizmetlere aktarılmalıdır.  Mevcut kaynakların yeniden kullanılması, reform sürecinin maliyetinin düşük tutulabilmesini ve  daha fazla sürdürülebilir olmasını sağlayacaktır. Geçiş sürecinde, yetiştirme yurtlarında karşılanmakta olan masraflara ilişkin bütçe, toplum içerisinde gerek duyulan hizmetlere ait masrafların karşılanmasına aktarılabilir, örneğin az sayıda çocuğun bakılacağı evlere veya aile destek merkezlerine; kimi zaman, mevcut sistemde kullanılmakta olan binalar diğer amaçlara yönelik olarak yeniden kullanılabilir (ulaşımı kolay olması ve iyi koşullara sahip olması halinde).

8. Kalite kontrolü:  Kalite kontrol sistemleri, tamamen çocukların memnuniyeti esas alınarak, gerek geçiş sürecinde gerekse ortaya çıkan hizmetler açısından geçerlidir. Kalitenin izlenmesinde, çocukların, ailelerinin ve temsilcileri olan kuruluşların yer alması büyük öneme sahiptir.

9. Bütünsel yaklaşım: Yetiştirme yurtlarından topluma dayalı bakıma geçişle ilgili konular, istihdam, eğitim, sağlık, sosyal politikalar ve diğer hususlar gibi tüm geçerli politika alanları gözönünde bulundurularak ele alınmalıdır. Böyle bir bütünsel yaklaşım, farklı devlet kurumları arasında koordinasyon ve tutarlılık gerektirirken, aynı zamanda çocukluktan ergenliğe ve yetişkinliğe geçiş açısından da süreklilik göstermelidir.

10. Bilinçlendirme faaliyetlerinin sürekli olarak gerçekleştirilmesi: Yetiştirme yurtlarından topluma dayalı bakıma dönüşüm sürecinin önemli profesyonel kuruluşlarca desteklenebilmesi için, söz konusu kuruluşların halihazırdaki ve gelecekteki üyeleri ve aynı zamanda daha geniş bakıldığında topluma aktaracakları değerler açısından birtakım destekleyici çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Eş zamanlı olarak, istenen değerler dikkate alınarak tutumlarında tutarlılık sağlanabilmesi için profesyonel olmayan karar alıcılar ile kanaat önderleri ve halkın bilinç düzeyinin arttırılması gereklidir. Topluma dayalı bakım hizmetlerinin verileceği toplumlarda kucaklayıcı tutumun geliştirilebilmesi için özel dikkat gereklidir.

(Bu yazı, Koruyucu Aile, Evlat Edinme Derneği ve Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği Gönüllüsü Caner Can tarafından Lumos Vakfının sitesinden çevrilmiştir. Orjinal metne bu bağlantıdan ulaşılabilir. http://wearelumos.org/stories/ten-principles-deinstitutionalisation)



15 Temmuz 2014 Salı

ÇOCUKLARIN SESİ



Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
Günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
Çocukların avuçlarında yeşerecekler.


Nazım HİKMET
Koruyucu ailemle olan ilişkimiz pamuk ipliğine bağlı görünse de aslında halat gibi güçlü bir bağ.
Koruyucu annem yaşlandı. Onu kaybedersem diye çok korkuyorum. Allah’a, benden ömür alsın ona versin diye hep dua ediyorum.


Varolmak istiyorum. Normal çocuklar gibi olmak istiyorum. Garip değilim. İlkel değilim. Sizlerden biriyim.
Yuvadan geldiğimde babam çatal istediğinde buzdolabına gidiyormuşum.


4 yaşında yuvadayken terliklerim karışmasın diye adımın başharfini yazmıştım. “Soyadını da yazsana” dediklerinde, çok şaştım. Soyadımı bilmiyordum ki…


Anne beni nerede doğurdun?
Seni doğurmadım ama büyüten ve seven bir anneyim.

Anne ben nerede doğdum?
Ankara’da doğdun.

Doğumumu kim kutladı?- Herhalde bana “İyi ki doğdun” diyen  olmadı.
Ailemize katıldığın gün biz doğumunu kutladık ve iyi ki doğmuşsun deyip, seni doğuran anne ve babana teşekkür ettik.

Meme emdim mi? Nasıl emiyordum?
Çocuk doğurmadığım için sütüm yoktu. Onun için meme  emmedin ama mama ile beslendin. Öyle tatlıydın ve öyle iştahlıydınki doymak bilmiyordun. Tosun gibiydin. Herkes bayılırdı sana.
Süt iç ki büyüyesin diyoruz.
Beni önceden alsaydınız ben daha çok büyürdüm diyor.

Anne ben kaç yaşında konuştum?
1.5 yaşında konuştun.

Anne ben sizi bırakıp gitsem yeni bir çocuk alır mısınız?
Hayır, biz seni seviyoruz. Biz bir aileyiz.

Anne beni psikoloğa götürüyorsunuz, ben deli miyim?
Hayır sen deli değilsin. Biz psikologdan hem kendimiz hem de seninle   ilgili danışmanlık alıyoruz. Sen de sorunlarınla sağlıklı yoldan başetmesini öğreniyorsun. Hatırlıyor musun, birisi sana “Evlatlık mısın?” diye sorunca “Ben bu ailenin biricik sevgili evladıyım teyzeciğim” diye kadını utandırmıştın hatırlıyor musun?

Siz beni para ile mi satın aldınız? Bana para karşılığı mı   bakıyorsunuz?
Biz seni ailemizle, yaşamımızla birleştirdik, seni seviyoruz. Devletten aldığımız para ile senin ihtiyaçlarını karşılıyor, bir kısmını bankaya yatırarak geleceğin için saklıyoruz.

Anne ben sana bir şey söyleyeceğim.
Söyle oğlum.

Ben büyüyünce gidip önceki annemi görmek istiyorum.
Olur oğlum. Ben de seninle gelirim.

Ben evlatlık mıyım?
Ne fark eder ki sen benim evladımsın.

Fok balıkları gibi çocuklar da fırt diye mi doğuyor?”




Merak – Biyolojik ailemin görünüşü nasıl? Biyolojik ailem şimdi iyi mi? Kardeşlerim var mı? Atalarım kimdi?

Tıbbi Bilgi – Hangi genleri taşıyorum? Benim çocuklarımı etkileyecek herhangi bir şey var mı?

Benzerlik İsteği – Yaptığım şeyleri kim beğeniyor? Herhangi birileri beni daha iyi anlar mı?

Kontrol – Herkes hayatım hakkında kararlar verdi, şimdi benim sıram!


  • Sorular – Neden terkedildim? Özlendim mi? Benim hakkımda bir şey bilmek istemiyorlar mı?
  • Niçin benim soyadım değişik?
  • Niçin herkesin anne babası genç siz yaşlısınız? Siz ölürseniz ben ne yaparım? Nereye giderim? Beni bu sefer kim alır? Sakın ölmeyin.
  • Uzun süre korktum. Geri bırakılma korkusu. Babam nüfusuna geçirdiğinde rahatladım.
Koruyucu ailesi tarafından bırakılan 6 yaşındaki kız çocuğunun kliniğimizde çizdiği resim ve anlattığı öykü şöyle: Yağmur yağmış, şimşek çakmış, ağaç yok olmuş, elmalar sararmış, gül de yok olmuş.  
Sosyal Hizmetler annemin harçlığını kesiyor, o da beni bırakıyor işte.

Halbuki onu seviyordum. En çok nesini seviyordun? KOKUSUNU. Annemi mutlu etmek istiyordum ama olmadı. Nasıl anlıyordun annenin mutlu olduğunu? Yüzünden, gözlerinden. Gözlerinde güller açıyor ya. Keşke hırsızlar Anne babamı ve kardeşimi çalmasalardı. Beni de çalarlar diye korkuyorum.

“Elden ele gezdiğimi hatırlıyorum. Halen rüyalarımda benzer sorunlar yaşıyorum. Uzun saçlı bir kadın beni kovalıyor. Bazen halen birileri peşimde gibi hissediyorum ve kimse yardım etmiyor. Üstelik benimle dalga geçiyor ve alay ediyorlar. Toplum ne kadar gıcık.


Neşe Erol tarafından hazırlanan ve “Koruyucu Aile, Evlat Edinme Hizmetleri ve Ruh Sağlığı” kitabından alınmıştır (Neşe Erol (2008).Koruyucu Aile, Evlat Edinme Hizmetleri ve Ruh Sağlığı, Ankara Üniversitesi basımevi, Ankara).

PARA ÇİKOLATA


Her can aynı ateşte pişmez ki! Bazı canlar erken pişer, olgunlaşır. Bazıları daha da erken pişer, bilgeleşir. İşte o canlardan biriyim. Ve küçük yaşımda, yaşamımın korlandığı bir bilgeyim. Bilgili insanların bolca olduğu, bilgelerin ise bir elin parmaklarını geçmediği dünyada, ben bir bilgeyim. Sizlere aktarmak istediğim “bilge”lik.  Kulaklarınızı açın da dinleyin. Bilgiyi bulmak kolay, bilgeyi bulmak zor.


Ben bir yuva çocuğuydum. Sessiz, uysal, insanlardan kaçan. Yuvalı olmamı bile anlayamayacak kadar küçükken oldum “Yuva Çocuğu.” Annemin beni bıraktığı bir gün, henüz daha küçücükken anlamaya çalıştığım anlar. Düşünsenize, o kadar sevdiğiniz annenizin ellerinizin arasından uçup gittiğini. Hayattaki tek dayanağınızdan bir gün ayrıldığınızı. Nedenini asla sorgulayamadığınızı. Anlamsızlığın ortasında, henüz küçücükken dünyayı anlamlandırmaya çalıştığınızı. Suçlu mu annem, bilemem. Ama gerçeklik ortada. Henüz altı yaşında, kocaman açılmış gözleri ile, yepyeni bir hayatın başlangıcında bir çocuk orada durmakta.


Anlayamamıştım ilkin ne olduğunu. Hatırlıyorum şimdi. Ağlamaktan gözlerim şişmişti. Bir anda bir çocuk güruhunun içindeydim. İçinde bulunduğu ortamın kaşarı olmuş onlarca çocuk. Sizin üzerinizde yerli yersiz baskı kuran onlarca çocuk. Duygularınızın karmakarışık olmasından mı nedir, bu boğucu baskıya alışıyorsunuz hızlıca. Birileri geliyor ve birileri gidiyor. Bazen de ket vuruyorsunuz kendinize. Kapatıyorsunuz kendinizi, dünyaya, insanlığa. Bir bakıcıya düşen onlarca çocukla, var olmak istiyorsunuz. İlkel değilim, garip değilim, sizden biriyim diyorsunuz etrafınızdaki mahalle çocuklarına. Ama olmuyor. Aramızda bir şeyler var. Konuşamıyorum, ama hissediyorum. Evet derinde bir şeyler var diyorsunuz. O mahalleli çocuk, sense yuva çocuğu. Şairin dediği gibi: “Sen Ciğercinin Kedisi, Ben Sokak Kedisi.”


Yuvada iken, galiba en zor şey kendinizi değerli hissetmek idi. Sonradan öğrendim. Yuva çocuklarında terk edilmişlik sendromu olurmuş. Kendisini değersiz hissedermiş bu çocuklar. Hele bir de gelen giden ziyaretçiler sadece vicdan ağartmaya gelip, sorunu tam anlamıyla ele almak istemeyince, ne çocukların kalplerine dokunurmuş ne de hayatlarına. Ama elbet bazı ziyaretçiler farklıymış. Aynı annem gibi. Beni yüreğinden doğuran annem gibi. Günlerden bir gün ziyaretime gelen sonradan da bana koruyucu aile olan annem gibi. Küçük küçük, ama bu çocukların hayatına dokunan o kadar ayrıntı var ki. İşte onlardan biri.


Ben annemden beni ziyarete geldiği bir gün çikolata istemiştim. Annem bana kocaman kocaman çikolatalar alıp gelmişti. Bense ısrarla hayır bunlardan değil, para çikolata istiyorum demiştim. Bunun üzerine annem, Çanakkale’nin bütün marketlerini dolaşıp, bana para çikolata denilen o sarı jelatinli çikolatalardan arayıp, uzun zaman sonra bularak yanıma gelmişti. O zaman işte hayatımda ilk defa, “Ben birisi için değerliyim.” demiştim. İşte o zaman anlamıştım. Ben ve annem terk edilmişlik sendromunun belini bükmüştük.    
O zamanlar, yuvada kalırken, yatağıma uzandığım her gece, perdeden sızan ışığa bakar ve hayaller kurardım. En büyük hayalim ise, bir gün bu ışığın beni yuvadan alıp başka bir hayata ışınlayacağıydı. O günler artık yaklaşmakta gibiydi. Onun için çok değerli olduğuna inandığım annemle, o ışık benim için doğdu. Önce gönüllü ailem olan annem, sonrasında ise, aramızdaki sevginin daha da büyük olduğunu görerek koruyucu aile olmaya karar vermişti. Bana fikrimi sorduklarında ise, kocamanca bağırmıştım: “Evet, gitmek istiyorum.”


Gittim de. Arkamda örselenmiş bir çocuklukla ve acı hatıralarla dolu bir geçmişle. Bir melek değildim giderken. Annem, onca kaçmama rağmen, adını bile doğru dürüst söyleyemeyen bana tonla emek harcadı. O annem ki, günlerce benim için uğraşıp, onlarca kez psikologlara taşıdı. Ben onu çok üzdüm. Bolca da yaramazlık ve kapris yaptım. Ama onun öyle kocaman yüreği vardı ki, tüm bunlara sabırla dayandı. Bu sabır, zamanla bende de işe yaradı. Ne de olsa, onarılamayacak çocuk yoktu. Zaman içinde de, annem ve babamın hayatlarının odak noktası oldum. Bana hep doğruları anlattılar. Her zaman karşılıksız emek verdiler. Ben sokağa çıkmaya korkarken beni cesaretlendirdiler. Sen yaparsın, sana inanıyoruz, sana güveniyoruz, dediler. Böyle böyle düzeldi her şey.


Sosyal yanlarımın gelişmesi için de çok çaba harcadılar. Önce hayatla daha iyi mücadele edebileyim diye beni yelken sporuyla tanıştırdılar. İlk günler çok zorlansam da, çok severek yaptım bu sporu. Şimdi ise, beş yıldır lisanslı yelken sporcusuyum ve yarışmalara katılıyorum.  Ayrıca, ben de ailemden öğrendiğim şekilde sosyal etkinliklerde yer almayı seviyorum. İyilik ağacı isimli bir projede emek veriyorum. Benden sonra yuvada kalan kardeşlerimin hayatına dokunup onları da mutlu ve başarılı çocuk kervanına katmak için uğraşıyorum. Huzurevindeki yaşlıların el emeği, göz nuru ürettiklerini satarak onların kişisel ihtiyaçlarını karşılamalarına destek oluyorum.


Ben kim miyim? Hayatın bana bir kutu çikolata sunduğu ve içinden en sevdiğim altın kaplama jelatinli para çikolataların çıktığı kocaman bir mutluluğum ben. Hiç bitmeyen bir ışıltıyla, o jelatinlerin yaşamıma altın sarısı ışıklar saçtığı, rehberim, izleğim, hayat ışığım kocaman bir ailenin yüreğinden doğurduğu bir çocuğum ben. Ben bir bilgeyim. Koruyucu aile modelinin başarılı olduğunun kanıtı bir bilge. Genç yaşına, varlığı, yokluğu, terkedilmeyi, sevilmeyi, mücadeleyi, sabrı sığdıran, bu korlarda yanan bir can, bir bilge. Şimdi daha fazla çocuğun mutluluğa yelken açabilmesini düşleyen bir bilge. Ve bu bilgeliğin daha da artması için tek bir şeye ihtiyacımız var: “Para Çikolatayla Yoğrulmuş Sevgi”
Var mısınız?
İrem Başak Bilgin